Ara
  • anneolmakbunugerektirir

Annelikte Risk Nedir?

Dendrokronoloji diye bir bilim var. Daha önce hiç duymuş muydunuz? Kesilmiş ağaçları inceleyen bir bilim dalı. Kesilmiş ağaçların içindeki halkalara bakarak o ağacın yaşını, yangın görüp görmediğini, hastalıklarını, atlattığı böcek istilalarını, yaşam boyu neler yaşadığını anlatıyor. İşte “Nasıl ki ağacı kesildiği yerden tanırız, insanı da aynen öyle, yarasından tanırsınız... Çünkü aslında herkes kesildiği yerden konuşur” Nereden mi biliyorum? 

Buyrun anlatayım ;

Son dönemlerde çok moda olan “süper mom” insta mom” “başarılı çocuk nasıl yetiştirilir” temalarından sizde en az benim kadar sıkıldıysanız gelin sizin asıl resmi görmenize yardım edeyim ;

Son 2 yılda gittiğiniz, gördüğünüz “anne-bebek fuarları, etkinlikleri, söyleşilerini” bir düşünmenizi istiyorum.

Kaç tane özel gereksinimli çocuk ya da annesi vardı? 

Hiç düşünmüşmüydünüz? 

Peki nerede bu insanlar ? 


Bu ülkede bir anne için riskin ne olduğunu anlamak istiyorsanız; hamile bir annenin bu kadar “mükkemmel anne mükkemmel çocuklar” mottosuyla beslenen popüler kültüre karşı özel gereksinimli evladını bütün herkese rağmen dünyaya getirmesinin, büyütmesinin nasıl bir his, ve nasıl bir mücadele olduğunu düşünün. . Aslında bakarsanız hiçbirimiz çocuklarımızı zeka puanlarına, uzuvlarının normalliğine ya da mükemelliğine, kromozomlarının sayısına göre sevmiyoruz. Ama bazı çocukları bu farklılıklardan dolayı etiketlerken de hiç çekinmiyoruz.

Daha çocuğumuzun doğduğu gün onu kucağımıza aldığımız anda “ şuna bakın, ne kadar mükemmel, benim de bir anne olarak görevim bu çocuğu böyle mükemmelikte tutmaya devam etmek diyoruz” Halbu ki iyi ebeveynlik bu demek değil. Biz o’na “mükemmel olmadığını biliyorum, sen bu dünyaya mücadeleye hazır halde geldin,Sevilmeye ve ait olmaya değersin ve bu benim işim demeliyiz. Demeye çalıştığım şey mükemmelliyet çıtasını çok yukarı koyup çocuklarımızın yetersizliklerinin üzerinin örtmek ya da yokmuş gibi davranmak yerine “nasıl düzeltebilirim” diyebilme cesaretini göstermek. Bunu yapabilirsek ; tüm kırgınlıklarımızla var olma,hayatta kendimizi ortaya koyma, hiçbir şeyin garantisi olmadığında bile tüm kalbimizle sevebilmek ve yeterli olduğumuzu, bazı durumlarda aldığımız riskler daha çok olsa bile “ yeterince iyi ebeveyn olduğumuzu kabullenebilmeyi başarırız.


Oltaya takılan bir balığın hareketlerini gören arkadaşları, onun çıldırdığını düşünebilir. Ama balığın yaptığı sadece kendi hayatını kurtarmaya çalışmaktır. İnsanları yaşadıkları yetiştikleri ortamlardan ayrı değerlendiremeyiz, oltayı göremezseniz bu davranışları da anlamlandırmak mümkün olmayacaktır. O sebeple annelikte risk konusunu bence en iyi özel gereksinimli çocuk anneleri anlatabilir. Çünkü çocuklarını kucaklarına aldıkları, ilk teşhisi duydukları an boğazlarında ki oltanın adıdır “risk”. Önce o çocuğu ve tanıyı ailesine, doktoruna, kreşine, komşularına, bazen eşine, okullara, parkta başka çocuklara anlatırken her yutkunduğunda hisseder onu.Çocuğunu kucağına aldığı ilk günden beri mücadele içinde olanlara,Hastane kapılarında yavrusunu eve götürmek için dakika sayanlara, Başında iyileşmesi için dua edenlere.. Yeni öğrendikleri teşhis ile ne yapacağını, ne hissedeceğini bilemeyenlere…İmkansız denileni bir olasılığa çevirebilmek için gece gündüz çalışanlara. ..Çocuğunu üç vasıta değiştirerek terapilere taşıyanlara.. Yavrusunun eğitim hakkı için kapı kapı okul dolaşanlara… Çocuğunun kolu, bacağı, sesi, kulağı, öğretmeni, hemşiresi, avukatı, terapisti olanlara… ”Anne” diyeceği günü sabırsızlıkla bekleyenlere… sormak gerekiyor riski.

Doğurma eyleminin, emzirmenin ve uykusuz gecelerin verdiği acıdan söz etmiyorum bile, o bile nispeten kolay kısım. Sahip olduğunuz çocuğun, hayal ettiğiniz, “ toplum normlarında” olmadığında hissetiğiniz acıdan bahsediyorum. Çocuğunuzun neler yaşadığı, yaşayacağı verdiği kötü kararlar karşısında hissetiğiniz acı...Kendi potansiyelini gerçekleştiremediğinde, onun aslında yapabileceklerini düşündüğünüzde daha iyisini yapamadığı için kendinizi bir başarısızlık abidesi olarak gördüğünüzde ki acı... Ebeveyn olmanın hele ki özel gereksinimli bir çocuğa sahipseniz yaşadığınız zorluklara yardım edecek kimse olmasa da yanlışlarınızı yargılamak için sıraya girdiklerinde ki acı.. Bir gün gözlerinin içine bakmaya doyamadığınız çocuğunuzun sizi aklına bile getirmeyeceğini, onu fiziksel ve ruhsal olarak sonsuza kadar kaybettiğinizi düşündüğüz andaki acı... İşte o “ olta” nı gerçek hayattaki adı. Öze baktığınızda çocuklarımızın gelişim ve tanılarından bağımsız bütün annelerin zaman zaman boğazında hissettiği aynı acı. Çünkü mücadelemiz, aldığımız riskler, deneyimlerimiz farklı olsa da özde hissettiklerimiz eşit. Tıpkı her çocuğun tanılarından bağımsız birbirbiyle eşit olduğu gibi.

Anlatmaya çalıştığım şey şu ki. Annelik sadece çocuğumuza duyduğumuz sevgi ve bağlılık ile ilgili değil. Çocuk sahibi olmanın getirdiği acılar, riskler de anneliğin bir parçası.. Bu süreç kendimizle yüzleştiğimiz çocuğumuzu geliştirirken aslında kendimizi geliştirdiğimiz, binlerce şeye pişman olurken onu doğurduğunuza asla pişman olmadığınız bitmeyen bir maratondur.


#ozelgereksinimlicocuklar #williamssendromu #ozeleğitim




13 görüntüleme

©2019 by Anneolmakbunugerektirir. /Gözde Engür